Hayatın sıkıcılığından şikayet etmek saçma geliyor ama yapabildiğim de pek bir şey yok. Bu saatten sonra ne radikal kararlar alabilirim ne de sil baştan başlayabilirim. Ancak kafamı kuma gömüp biraz daha sıkı çalışarak en azından kafamı dağıtabilirim.

Saçma hayatımı güzelleştiren bi kaç şeyden ikisi, her asosyal için olduğu gibi, kitaplar ve filmler.

Misal, dün işyerinden yazılım sıkıntısı nedeniyle elimdeki işle ilgili bişey yapamadım ve kaç zaman önce indirdiğim drinking buddiesi izledim. Karşı cins arkadaşa sahip olmanın güzelliklerinin nasıl da unutmuşum. Farklı bakış açısı, karşılıklı kışkırtma, eğlence, beklenti olmadığını bilerek rahat rahat geyik yapma, güzel şeylerdi bunlar, şimdi mazide kaldı. Ha, işyerinde yok mu kadın arkadaşlarım, var tabi ama hepimiz yüzümüzde, az veya çok, maskelerimizle gezdiğimizden samimiyet eksikliği oluyor, o zaman da tadı kaçıyor tabi.

Neyse, ben yavaştan taşak kokulu arkadaş ortamıma döneyim zira yazılım sorununu hala çözemedi dallamalar

Running On Faith      

lise yillarimin fon muzigimin hala bu ozelligini korumasinda sarkinin efsaneliginin yani sira kendi malliklarimin da buyuk payi oldugunu dusunuyorum.
Bi votka daha lutfen

Kahvaltimi isyerinde yapiyorum, bazen esim sandvic hazirliyor bazen de tost aliyorum kantinden. Dun gece calisirken yarim biraktigim krakeri kahvalti niyetine kufrede kufrede ise getirdim bugun. Sabah bi yandan onu kemirirken bi yandan da somayla ilgili muhtesem aciklamalari okuyorum. Neyse, fantastik aciklamalar herkeste ayni asap bozuklugunu yarattigi icin konuya doneyim.
Tam krakeri kemirmeyi bitirmistim ki kahraman cayci elinde kahveyle odaya girdi, daha ne oluyor demeden bu da benden olsun abi diyerek kahveyi birakti. Ilk yudumu aldim ve evet, sadeydi.
Her ne kadar elinde kalan kahve olma ihtimali olsa da son zamanlarda sahsima yapilmis en buyuk jestti.

Pampişim diyebilecegim samimiyette bir arkadasimin olmamasi ne kadar sacma bi hayatim oldugunu fark ettirdi birden. Niye yasiyorum ki o zaman? Butun iliskilerom resmiyse, etrafta yuzune maske takmadan, laflarina dikkat etmeden konusabilecegim kimse yoksa, bos bi hayati olan bos bi insanim demektir.

Karar verdim iskoliklige geri donuyorum. Bu sayede sacma sapan dertlerden de kurtulacagimi dusunuyorum.
Bu arada, virginia woolf’un intihar notunu daha once de okumustum ama hic bu kadar enteresan gelmemisti. Son kisim nedir oyle, karsisindakine saydirip sucu ona atan insanlara o kadar alismisim ki cok utopik geldi. Ama iste, o guzel insan da o guzel ata binip gitmis, dunyadaki ibislerin orani biraz daha artmis.
Bu sayede deniz fenerini tekrar okumaya karar verdim. Cok uzun zaman gecti, niye cok sevdigimi bile hatirlayamiyorum, okuyup hafizami tazeleyecegim.

That’s the problem with drinking, I thought, as I poured myself a drink. If something bad happens you drink in an attempt to forget; if something good happens you drink in order to celebrate; and if nothing happens you drink to make something happen.

Charles Bukowski, Women (via what-strange-lives-we-live)

Kıs vakti icmeden duruluyordu da baharda icmeden insan yasadigini anlar mı yav.
Soyle, alacaksın karsina bir kac dallari yesillenmis agac, mumkunse biraz da cim, ruzgar hafif esecek, gunes yukarida olacak. Acacaksin bir bira, yanina da bi shot votka, ne sarhos olacak kadar hizli ne de birayi isitacak kadar yavas, olmasi gerektigi hizda iceceksin.
Bi de fonda agir bi abinin soyledigi guzel ama depresif olmayan bi sarki (tom waits poison olabilir) varsa, iste arkadasim, cennet boyle bisey, kiymetini bil.